| |
|
| |
|
| |
 |
| |
Alyanak Armut ( Bodrum, Pınarlıbelen ) |
|
ETNOBOTANİK
MİRAS
Etnobotanik, insanların bitkilerden nasıl yararlandığını inceleyen bir alan ve tüm kültüre alınmış ya da yararlanılan bitkiler de bu alanın konusu olduğu için burada kullanımla ilgili bilgileri etnobotanik miras altında derledik. Meyve ağaçları, esas olarak meyveleri için yetiştirilmekle birlikte yapraklarından, dallarından, ilaç, yem ve yakacak olarak da yararlanılır. Zeytin gibi bazı ağaçların dallarından sepet örülür, kayısı ağaçlarında oluşan tutkaldan yararlanılır. Meyveler de yaş ve kuru olarak tüketilebildiği gibi pekmez, ekşi, reçel olarak da tüketilir. Kültüre alınmış meyve ağaçlarının yanı sıra bazı yabani/doğal meyve ağaçları/ çalılarından da benzer biçimlerde yararlanılır. Bu bölümde doğal ya da yetiştirilmiş meyve ağaçlarının farklı kullanımları işlenecektir.
Etnobotanik Miras olarak tanımladığımız bu bölümde kadın ve erkeklerin bu alanda nasıl farklı bilgilere sahip olduğuna da değinmek gerek. Örneğin meyve ağaçlarının aşılanması genelde erkeklerin bilgi alanındadır, meyvelerin gıda ya da halk tıbbında kullanılması, işlenmesi de kadınların uzmanlığıdır. Köy çeşidi meyvelerden bir kısmı o çeşidi yaratan, aşılayan erkeklerin adıyla anılmakta: Süleyman Hoca armutu, Hafız Ali payamı, Haşmet payamı, Osman payamı, Ömer payamı, Recep üzümü gibi. Ancak bu konuda da istisnalar yok değil, Datça’da saptadığımız ve adı verilen kadınlarca geliştirilmiş Keram Nine payamı ve Filimana karası inciri bu alanda az rastlanan örneklerdendir. Ayrıca çeşitlere verilen isimlerin hikâyelerini de derlemeye çalıştık. Örneğin Datça’da ince kabuklu, narin, olgunlaştığında kabukları çatlamayan bir incirin adı kadın inciridir. Tilkikovan armudu da adını tilkiler bu armudu çok sevdiği ve uzaktan kokusunu aldığı için edinmiş bir Muğla çeşididir.
GIDA KULLANIMLARI
Meyvelerin tümü gıda olarak taze ya da kurutularak yenir. Geçmişte meyveler şeker kaynağı olarak çok daha önemli olduklarından hoşaf, reçel, şerbet ve pekmez olarak çok miktarda tüketilirdi. Halen meyvelerden elde edilen en yaygın ürünlerden biri üzüm pekmezidir. Milas’ta armut pekmezi, Ula’da karpuz kabuğundan pestel, Muğla pazarında balkabağından yapılmış pestel ile karşılaştık. Reçel, kırsal alanda çok fazla yapılan bir ürün değildir, buna karşın kentte erkek incir, turunç, portakal, bergamot ve kocayemişten (dağ çileği) reçel yapıldığı saptanmıştır. Limon, karadut, ekşi nar, vişne gibi meyvelerden yapılan şerbetlerin geçmişte özellikle yazın çok içildiği bilinmektedir. Tuzlacı, olgunlaşmamış Bodrum mandalinalarının suyuna biraz su ve şeker katılarak yapılan şerbetin yazın serinletici olarak kullanıldığını belirtmektedir (2005:134). Acı bademden yapılan ve somata denilen koyu şerbetin sulandırılarak sıcak ya da soğuk olarak servis edildiği söylenmişse de artık çok az yapıldığı gözlenmektedir. Tatlı bademin dövülerek saraylı ve katmer gibi tatlılarda kullanıldığı da belirtilmektedir (Tuzlacı 2005:119).
Ekşi kaynağı olarak da meyvelerden yararlanılması yaygındır. Koruk halindeki üzümlerden yapılan üzüm koruğu ve üzüm sirkesinin yanı sıra Muğla Merkez’e yakın Dokuzçam köyünde yetişen ekşi (yabani?) bir erik olan ‘can eriği’nden de erik ekşisi kaynatılmaktadır. Milas’ın Dutağacı Yaylasında ekşi karadut henüz kırmızıyken, yani daha ekşiyken toplanıp güneşte kurutulur, havanda dövüldükten sonra kavanoza konur ve ihtiyaç oldukça yemeklere ekşi niyetine katılır. Günümüzde limon yaygın olduğundan dut ekşisi yapılmıyor. Ekşi nardan yapılan nar ekşisi üretimi de oldukça azalmıştır.
Badem, incir, üzüm ve zeytin yörede farklı biçimlerde en çok tüketilen meyvelerdir. Badem çağla olarak olgunlaşmadan taze yendiği gibi olgunlaştığında kabuk kısmı kırılarak meyvesi de yenir. Çiy ya da kavrulmuş olarak incir içine konup fırınlanarak birlikte de tüketilir. Badem ağaçları üzerinde çok rastlanan akmalar da özellikle çocuklar tarafından sevilerek yenir. İncir çeşitlerinin çoğu taze olarak tüketilmeye uygun olsa da hemen hepsi kurutulabilir, böylece tüm yıl boyu yenebilir. Muğla’da inciri kurutmadan önce tuzlu suya bandırma işlemi sırasında ve kurutulurken mersin yaprakları ve kekik konularak uzun dayanması ve hoş kokması sağlanır. Kuru incir meyvelerine susam doldurulur ya da menengiç/ çitlembik meyveleri ile birlikte yenir. Üzüm çeşitleri yaşı kadar kurusu için de yetiştirilir. Kuru üzüm yaz kış çerez olarak yendiği gibi hoşafı yapılır, çöreklere ve bazı yemeklere eklenir. Asma yaprakları taze ya da salamura olarak sarma ve dolmaların temel malzemelerinden biridir. Zeytin de gerek siyah, gerek kırma ve çekişte denilen çizme ve vurma işlemlerinden geçmiş haliyle yendiği gibi, zeytinyağı olarak da temel gıda maddelerinden biridir. Zeytinyağı, sadece salata ve ünlü ot haşlamalarında değil sebzeli ve etli tüm yemeklerde, böreklerde, kavurma ve kızartmalarda kullanılır. Taş sızması ya da sızma taze zeytinyağı, özellikle tazeyken ekmek ya da incir banılarak da keyifle yenir.
TIBBİ KULLANIMLAR
Ahlat/Çöğür: Meyveleri şeker hastalığına iyidir, haşlanıp suyu içilir (Ertuğ 2004b).
Acı badem: Acı badem içi kavrulur, dövülür ve yaralara ekilir, pişiklere de iyi gelir. Çok yakar, ama yarayı geçirir (Ertuğ 2004b). Şeker hastalığı tedavisinde (kan şekerini düşürücü olarak) öğle ve akşamları birer tane yenir (Tuzlacı 2005:119).
Ayva: Öksürük için nane, limon ve elma ile birlikte ayva yaprağı kaynatılır. Ayva yaprak ve çiçekleri yaş ya da kuru olarak kaynatılıp içildiğinde göğüs yumuşatıcıdır. Yaprakları mide ağrısında kaynatılıp içilir. Meyve çekirdekleri nezlede kaynatılıp içilir (Ertuğ 2004b).
Böğürtlen: Grip, boğaz hastalıkları, anjin ve diş ağrısı için yeni sürgün, çiçek ve köklerden birer avuç 1 lt. suda kaynatılır, demlenir, günde 3 fincan içilir. Karın ağrısına kökü kaynatılıp içilir (Ertuğ 2004b).
Ceviz: Cevizin taze yaprakları dövülüp romatizma tedavisi için ağrılı yere sarılır. Uzun sürede tahrişe neden olur (Tuzlacı 2005:150).
Çitlembik/Menengiç meyveleri: Meyveleri nezleye karşı havanda dövülüp kahve gibi pişirilerek içilir (Ertuğ 2004).
Frenk inciri/ Frencir: Meyvesi hazım için iyidir, çekirdekleriyle yendiğinde mide ağrılarına iyidir. Çekirdekleri böbrek taşı düşürmek için kuru incir ve zeytinyağı karışımıyla yenir. Meyve yenirse böbrek taşını eritir. Kanı sulandırmak için yaprakları soyulup külde pişirilir yenir. Yaprağı ocakta ısıtılır, zehirli yılan ya da akrep soktuğunda sarılır, zehri emer (Ertuğ 2004b).
Greyfurt: Meyve suyu şekeri düşürür (Ertuğ 2004b).
Harup/ Keçiboynuzu meyveleri: Çekirdekleri hariç keçiboynuzu yenirse ishale; çekirdekleriyle birlikte ezip kaynatılıp suyu içilirse kum sancısına ve taş dökmeye iyidir. Meyveleri ezilip kaynatılıp içilirse öksürük ve bronşite iyi, ishali keser (Ertuğ 2004b).
İncir: Olgunlaşmamış incirlerin sütü siğillere sürülerek tedavi edilir. İncir meyvesi bağırsakları yumuşatır, pekliği önler (Ertuğ 2004b).
Kara incir: İnsanın bir yerinde ağrı varsa, şişme olursa, deri altında çıban veya iltihap varsa kara incir yarılıp üzerine konur, iltihabı derinin altından yüzeye çeker.
Kara dut: Kanlıkara dut ağız yaralarına, yaprağı ise şeker hastalığına iyi gelir.
Limon: Bademcikte limon korda pişirilip ince ince kesilir, boğaza bağlanır. Baş ağrısında ve tansiyonda kesilerek başa konur (Ertuğ 2004b).
Mandalina: Mandalina ve portakal çiçeği sinir yorgunluklarına iyidir, çay olarak içilir (Ertuğ, 2004).
Mersin: Yaprakları kaynatılıp suyu bir şişeye konur, şeker düşürücü olarak içilir. Yaprakları tavada kavrulup havanda dövülür, tozu yaraları iyileştiricidir, üç gün toz ekilir. Her mevsim yapraklı olduğundan tazesi kullanılır (Ertuğ 2004b).
Sakız: Sakızı açık yaralara sürülür, meyveleri çay olarak kadın hastalıklarına iyi gelir, yapraklı dalı ısıtılıp karına konursa ağrıyı keser, yaprakları kaynatılıp bu suda banyo yapılırsa ağrıları giderir (Ertuğ 2004b).
Turunç: Meyve ateşte pişirilip başa konursa baş ağrısına iyidir (Ertuğ 2004b).
Zeytin: Filizleri şifalıdır, kurutulup adaçayı gibi demlenir, günde 2-3 kere içildiğinde tansiyonu düşürür. Yaprakları kaynatılarak şeker hastalıklarında içilir. Zeytinyağı doğumlarda doğumu kolaylaştırmak için, yaralarda ve paslı çivi battığında da sürülür (Ertuğ 2004b). Zeytinyağı, hayvanların göz hastalıklarında ve yumurta akı ile karıştırılarak yanık tedavisinde de kullanılır (Tuzlacı 2005: 165).
EL SANATLARINDA KULLANIM
Muğla bölgesinde yün (ip) boyamakta yararlanılan bitkiler arasında meyve ağaçları da bulunur. Nar kabuğundan kırmızımsı siyah, ayva yaprağından limon sarısı, cevizden kahverengi ve zeytinden yeşilimsi bir renk elde edilirdi. Zeytin sürgünlerinden ve kel zeytin denilen yabani zeytin dallarından da sepet yapılır. Balık sepetlerinin yapımında da mersin ağacı kullanılır. Yabani sandal, harup ve mersin ağaçları kaşık yapımında ve çöğür de denen yabani armut dayanıklı olduğu için özellikle dibek yapımında kullanılır.
YEM, YAKACAK KULLANIMLARI
Hayvan yemi olarak kullanılan meyve ağaçları özellikle narenciye türleri ve zeytin ile sandal ağaçlarının yapraklarıdır. Meyvelerden de “köpek kaldıran” ya da “köpek oynatan” denen küçük incirler, öğütülmüş harup meyveleri hayvanlara verilir.
Kuruyunca kesilen ya da budanan meyve ağaçlarının tümü yakacak olarak kullanılır. Bağlar budandığında dalları pekmez kaynatmada kullanılır. Bazı ağaçlar diğerlerinden daha az is verdiği için tercih sebebidir. Kocayemiş ve sandal ağaçları yakacak olarak makbuldür. Datça yöresinde badem kabukları ve zeytin küspesi de önemli yakacak kaynaklarıdır.
Harup ağaçlarının gövde tabanında oluşan kav (mantar?) ateş tutuşturmakta kullanılır (Tuzlacı 2005:129).
DİĞER KULLANIMLAR
Dut: İpek böceği yetiştiriciliği ve ipek dokuma bir zamanlar Muğla bölgesinde çok yaygındı. Akdut ağaçlarının yaprakları ipek böceklerinin beslenmesi için kullanıldığından ipekçiliğin yaygın olduğu köylerde dutluklar kurulurdu. Tuzlacı da Bodrum yöresinde dutun ilginç bir kullanımına değinmektedir: Pişmeyen nohut ve baklaya yaş dut dalı atılırsa çabuk pişmesi sağlanırmış (Tuzlacı 2005: 161).
Harup: Arılar genellikle meyve çiçeklerinin tümünden bal alırlarsa da özellikle harup ağacının çiçekleri tüm arıları kendine çeker. Mersin, nar ve meşe ağaçlarının çiçekleri de arıları cezbeder.
Zakkum (Nerium oleander): Yakın zamanlara kadar Muğla'da aşılanan meyve ağaçlarında aşı yerini korumak için şerit halinde soyulan zakkum kabukları sarılırdı.
YEREL TARIMSAL BİLGİLER
Tarımsal ürünlerin değişimi: Datça’nın Palamutbükü bölgesinde yerlilerle konuşurken eskiden bu koyun tamamıyla meşelerle kaplı olduğu, köylülerin her yıl topladıkları tonlarca palamut külahını gemilerle adalara sattıkları söylendi. Sonraları meşe palamutu para getirmeyince, meşelikler kesilip incir ağaçları dikilmiş, 1960’larda da incirlikler kesilip badem ağaçları dikilmiş. Bugün kalan incir ve badem ağaçlarının ürünleri şimdi kıyıyı kaplayan otel, pansiyon ve lokantaların önünde turistlere satılıyor. Benzer değişimleri her yerde gözlemek mümkün: Bodrum’un Karakaya (yeni adı: Gümüşlük) köyünde eskiden üzüm bağları en büyük gelir kaynağı iken mütarekeden sonra incir onun yerini almış. Avram Galanti de 1940lar öncesinde tüm Bodrum’un bağlarla kaplı olduğunu, zamanla yerini evlerin aldığını yazmıştır (Bodrumlu 1996- 1. basım 1945). 1940’larda bağlar ve incirlikler sökülüp yerine narenciye bahçeleri kurulmuş (Öztop 2005), 1990larda bu bahçeler de para getirmez olmaya başlamış.
Bodrumlu farmasötik botanikçi Prof. Ertan Tuzlacı da bu değişime tanıklık etmiş ve aktarmıştır (Tuzlacı 2005: 230-232). Tuzlacı, çocukluğunda (1950’ler) Bitez’deki bahçelerine “palamut silmeye” gidişlerini, palamutların çevresini saran çanağın (kupula) o dönem deri işlenmesinde kullanılan bir ürün olarak çok para getirdiğini, 1950lerin ortalarında ise babasının Bitez’deki palamutluğu mandalin bahçesine dönüştürüşünü de anlatmıştır.
Servilerden rüzgâr çiti: Narenciye bahçeleri rüzgâr sevmediğinden Bodrum ve Datça gibi rüzgârı çok yörelerde bu bahçeler kurulmaya başladığında çevresine serviler (Cupressus sempervirens var. sempervirens) dikilerek çitler oluşturulmuş. Bu ağaçlar arasına ekilen asmalar da onlara sarılarak meyve vermeye başlamış.
|
|