PROJE GEREKÇELERİ


Tarımsal biyolojik çeşitlilik henüz bir zenginlik olarak geniş kabul görmemektedir. Doğal bitkilerimiz kadar, bu topraklarda yaşayan insanların kültüre aldığı, yaratıcılarının isimleri, yetiştirildiği yer ya da özellikleriyle adlandırılan köy çeşitleri de ülkemizin zenginliğidir:

Doğal olarak yetişen bitkilerimizin korunması için çalışan çok sayıda sivil toplum örgütü (e.g. Doğal Hayatı Koruma Derneği, Doğa Derneği, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği) olduğu halde tarımsal biyo-çeşitlilik kamu ya da sivil toplum örgütlerinin öncelikleri arasında değildir. 

Ülkemizde ziraatçılar uzun yıllardır meyve çeşitlerinin ıslahı üzerinde çalışmaktadırlar. Çeşitli bölgelerde saptanan köy çeşitlerinden genetik malzeme olarak yararlanılmaktadır. Toplanan çeşitler bazı enstitülerde canlı örnek olarak da korumaktadır. Bu çalışmalarda amaç daha verimli, standart ticari çeşitler yetiştirmektir. Ancak bu süreçte köy çeşitlerinin kültür ürünü olarak değeri kaybolmakta, adları, nereden geldikleri silinmekte ve sonuçta elde edilen ürün, bu köy çeşidini yaratan kişilere hiçbir geri dönüş (maddi ya da manevi) sağlamamaktadır. 

Köy çeşitleri kültürel zenginliğimizin, çeşitliliğimizin göstergeleridir. Bu çeşitlere verilen isimler, sadece onları yaratan kişileri değil, onların esprilerini, dil zenginliğini, bazen dünyaya bakışlarını yansıtır, birer hikâyeleri vardır. Örnek: “hırsızalmaz kavunu”, “kadın inciri”, “köpekkaldıran inciri”, “gökbalcık inciri”, “yazılı payam”, “ikigöynek payamı”, “nakışlı payam”, “gıcıgıcı armudu”, “tilkikovan armutu”, “kanlıkara dut” gibi. Benzer zenginliklere farklı yörelerimizde de rastlamaktayız.

Yüzyılların emeğiyle geliştirilen yerli meyve çeşitleri, bir diğer deyişle “ata mirası meyvelerimiz” hızla yok olmaktadır: 

Doğal bitkilerimizin ancak çok az bir bölümü “dar alan yayılışlı” özelliği taşır. Büyük bölümü yaygın bir dağılım gösterir. Bir alanda zarar görürse başka bir yerde yaşamını sürdürebilir. Ancak kültür çeşitleri insana bağımlıdır, “dar alana özgü”dür ve bazen sadece tek bir bahçede kalmıştır. 

Muğla’da son 20-30 yıldır hızla artan turizm ve yazlık konutlar, arazilerin giderek değerlenmesini, eskiden sadece bağ-bahçe olarak değerlendirilebilen alanların sitelerle, villalarla dolmasını, betonlaşmasını birlikte getirmektedir. Tek başına bu tehdit bile yerli meyve türlerinin yok olması için yeterlidir.

Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı köy çeşitleri yerine yüksek verimli ticari çeşitlere (çoğu yurt dışı kökenli) öncelik ve teşvik vermektedir.  

Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü’nün 2000 yılı Çeşit Kataloğu’nda enstitüde yetiştirilen ve satışa sunulan 16 meyve türüne ait 147 çeşit yer almaktadır ve bunlardan ancak 46sı yerlidir (Yalova 2000).

Meyve bahçesi kurmak isteyenlere kredi veren Ziraat Bankası gibi kurumlar da menşe tescilli, sertifikalı (ki ne yazık ki yerli çeşitlerimizin ne menşe tescili ne de sertifikası vardır) ürünleri kredilendirmektedir.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı- Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü’nden Alptekin Karagöz, “Türkiye’ye ait olan köy çeşitlerinin tarımda kullanımı teşvik etmek için stratejiler” başlıklı makalesinde (Karagöz ty), tarım kullanımı biçimiyle in situ korumanın önemini vurgulayarak, bunun “etkili, kolay ve görece hesaplı” bir strateji olduğunu belirtmektedir.

Bakım ve girdileri görece az olan yerli meyve ağaçlarını korumak, köylerin yiyecek açısından başka yerlerin ticari çeşitlerine olan ihtiyaçlarını da azaltmak demektir. Biyo-çeşitliliğin sürdürülmesi, gıda güvencesi yanında başka kaynakların az kullanılmasını da sağlamaktadır.

Türkiye’de yerli çeşitlere verilen önem azaldıkça dışa bağımlılığımız artmakta; gıda güvencemiz azalmaktadır. Ülkemizin dışalım (ithalat) kalemleri arasında yabancı tarımsal çeşitler, hibrid tohumlar, ithal zirai gübre ve çeşitli ilaçlar önemli bir yer tutmaktadır:

Bir yörede üretilmiş ve benimsenmiş yerli çeşitler o yörenin iklimine, toprağına, su miktarına uyum göstermiştir. Az suyla, az hayvan gübresiyle ürün verirler, hastalıklara, dona, kuraklığa dayanıklıdırlar. İlaca gereksinimleri yoktur, dolayısıyla büyük ölçüde organik ürünlerdir.

Yabancı çeşitler daha çok suya, gübreye ve kimyasal ilaca gereksinim duymaktadır. Bu çeşitlerle tek tip (monokültür) üretim yapıldığında kuraklık ya da bir hastalık büyük zarar ya da ürün kaybı ile sonuçlanabilir.

Son yıllarda TC. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü (TÜGEM) bünyesindeki meyvecilik üretim istasyonlarının değerlenen arazileri nedeniyle satılması ya da başka amaçlara dönük işletilmek üzere devredilmesi endişe vericidir. 2003 yılında bu istasyonlardan 11 tanesi Bakanlar Kurulu kararıyla kapatılmıştır . ( www.tugem.gov.tr/tugemweb/uretmeistasyonlari. html 12.03.2007 ). Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’ne (TİGEM) bağlı Muğla Dalaman Tarım işletmesine ait 34.000 dekarlık arazinin bir bölümü de 6 Ocak 2005 tarihli kararla turizm bölgesi ilan edilmiştir. Tarım İş Sendikası ve TEMA Vakfı’nın Danıştay’a açtığı dava sonucu Danıştay’dan yürütmeyi durdurma kararı alınmıştır (3.09.2007 Radikal Gazetesi). Meyvecilik alanının en önde gelen kurumlarından Yalova ve Malatya enstitüleri de taşınma tehdidi altındadır (Batal 2007:10).

Türkiye Ziraatçılar Derneği verilerine göre, tarım sektöründe dışa bağımlılık, 22 yılda iki kat artmıştır. Türkiye'nin 1982'de 2.3 milyar dolar olan tarıma dayalı ürün ithalatı, 5 milyar dolara yaklaşırken tarım ürünü ihracatı 1995 yılından bu yana 5 kat azalmıştır(www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2005/01/01/ekonomi/ekonomi9 .html). 

21-22 Nisan 2007 tarihlerinde İstanbul’da yapılan Tohum ve Yaşam Forumu da çiftçilerin tohum endüstrisine bağımlı hale getirildiğine ve köy çeşitlerinin kısa sürede ortadan kalktığına değinmektedir (www.gidasanayii.net/modules.php?name=News &file= article&sid=12498).

Tarımsal üretimde yerli türler yerine yaygınlaştırılmak istenen hibrid ve tek tip çeşitler su, gübre ve ilaçların kullanımını arttırmakta, ayrıca çoğu bilinçsizce tüketildiğinden gerek suya ve toprağa, gerekse insan sağlığına önemli bir tehdit oluşturmaktadır: 

Ticari çeşitlerin farklı toprak, iklim koşullarında ne kadar gübre ve ilaç istediği küçük üreticilerce tam bilinmediğinden; bu konuda yeterli eğitim, bilgilendirme olmadığından, çok verim almak için çok gübreleme yapıldığında toprak taşlaşmakta, su kaynakları zehirlenmekte, çok ilaç uygulandığında ürün sağlığımız için zararlı hale gelmektedir. 

Yerli çeşitlerin geliştirilmesinde en önemli etkenlerden biri tüm yıl boyu taze meyve yiyebilmektir. Yaygınlaştırılması için uğraşılan tek tip çeşitler aynı anda ürün vererek işgücü sorunu yaratmakla kalmaz, kırsal bölge insanlarının aynı bahçeden uzun süre taze meyve yiyebilme gereksinimlerini de karşılamaz. Böylece sağlık açısından önemli sakıncalar yaratır.

Su kaynakları giderek azalırken aşırı sulama da toprağın tuz dengesini altüst etmektedir. Yeni teknolojilerle yeraltı sularının bilinçsizce kullanımı tüm doğayı olduğu kadar, meyve ağaçlarını da etkilemekte, kuraklık ve ürünlerde sürekli azalmayı kaçınılmaz hale getirmektedir. Uzmanlar 2030 yılında Türkiye’de önemli derecede su sıkıntısı sorunu olacağına işaret etmektedir (Burak S. 2005). 

Yerli meyveler, yerel kültürün, kimliğin ve yerel mutfağın bir parçası olduğu kadar doğal ve sağlıklı lezzetlerle önemli bir yerel gelir kaynağıdır: 

Her bölgede aynı meyveleri, sebzeleri, aynı lezzetleri bulmak yerine her yöreye özgü tadları, doğal olarak yetiştirilmiş, sağlıklı ve lezzetli ürünleri yemek herkesin hakkıdır. Bunları yetiştiren, yaratan, koruyan ve pazara sunan üreticiler de bu emeklerinin karşılığını hem maddi hem manevi olarak almalıdır. 

Her yerli çeşit, beraberinde farklı bir lezzet, koku ve işlenme, korunma, saklanma özelliği getirir. Bu çeşitlerin bir bölümü kış boyu taze olarak tüketilmek üzere asılır, kimi kurutulur (kuru üzüm, elma ve armut “kak”ı), pekmez yapılır ya da yemekte değerlendirilir. Bu çeşitlerin ortadan kalkması, ona bağlı gelişen kurutma, saklama ve değerlendirme yöntemlerinin, yerel tat ve reçetelerin de ortadan kalkmasıyla sonuçlanır. Yerel reçeteler derlense bile, bunlar yerli tatlar (çeşitler) olmadan aynı sonucu vermez.

Tarımda çalışan, tarımla geçinen insan sayısı, AB’nin hedeflerinin de öngördüğü gibi azaldıkça, tarım alanları, bahçeler bakımsız kalmakta, genç kuşak tarımdan umudunu kesip kentlere göçmektedir. Bu da yerli ağaçları ve tatları bilen, bunları koruyan, aşılayan küçük üreticinin bilgisini yeni kuşaklara aktaramamasına neden olmaktadır. İzmir Ziraat Odası Başkanı Sedat Köse, 14 Mayıs 2007 Dünya Çiftçiler Günü’nde, son iki yılda 1 milyon 312 bin kişinin tarım sektöründen ayrıldığını belirtmektedir.

http://www.ekolojistler.org/tarimda-yoksullasma-ve-kopus.html


 

© 2008 MEYVE MİRASI, Muğlanın Yerli Meyveleri Kültürel Miras, Veritabanı ve Koruma Projesi